Kayseri İl Müftülüğü
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HUTBELER

Kur'an Okumaya Giriş

Yeni Sayfa 1 Yeni Sayfa 1

Kutlu Doğum Haftası

Kutlu Doğum Haftası

Tarih 19 Aralyk 2009, 10:28 Editör Müftülük

Kutlu Doğum Haftası

Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 1
 

KUTLU DOĞUM HAFTASI

(Hz. Peygamber ve Kadın)

Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından 2008 yılı Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde “Aile” konusunun işlenmesi kararlaştırıldığından, ilimizde bayanlara yönelik olarak gerçekleştirilecek olan program, İl Müftülüğümüz Aile İrşat ve Rehberlik Bürosu ve Melikgazi İlçe Müftülüğümüz Kur'an Kursu öğretici ve öğrencileri tarafından hazırlandı.  18.04.2009 tarihinde İl Özel İdaresi Konferans Salonunda gerçekleştirilen  “Hz. Peygamber ve Kadın” konulu programa katılım yoğundu. Programda Hz. Peygamber ve O'nun tebliğ ettiği İslam Dini'nin kadına bakışı, kadını içinde bulunduğu insan onur ve haysiyetine yakışmayan durumdan kurtarmak için getirdiği köklü prensipler ve verilen mücadele çeşitli piyes, şiir ve sunumlarla anlatılmaya çalışıldı.

Program saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Cami-i Kebir İmama Hatibi Ahmet Çinkılıç'ın Kur'an tilavetinin ardından, programın açılış konuşmasını İl Müftüsü Şaban İşlek yaptı:

 

“ Her konuda olduğu gibi aile konusunda da Hz. Peygamber'in rehberliğine çok ihtiyacımız olduğunu vurgulayan İşlek, aileyle ilgili yaşadığımız birçok sıkıntının, Hz. Peygamber'in ailemize girememiş, yön verememiş olmasından kaynaklandığını söyledi. Bu programların toplumuzda mutlu ve huzurlu ailelerin temellerinin atılmasına vesile olması temennisinde bulunan İşlek, Peygamber sevgisinin bütün dünyada binlerce insanı bir araya getirdiğini söyledi. Aile yuvasının “Allah'ın emri, peygamber'in sünneti”  ile kurulduğunu ve alınan emanetin Allah emaneti olduğunu vurgulayan İşlek, çoğu kez bu emaneti yüklenenlerin yaptıkları işin ciddiyetinin bilincinde olmadıklarını söyledi. Ailenin ciddiyetinin daha nikâh töreninden itibaren başlaması gerektiğini vurgulayan İşlek,  sağlam kurulan ailenin sağlam devam edeceğini vurguladı.

Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim’de:   “Habibim kullarıma söyle, eğer Allah’ı seviyorlarsa, seni sevsinler, senin dediklerini yapsınlar, Allah'ta onları sever ve cennetine götürür” buyurduğunu vurgulayan İşlek,  Rasulullah'ı seviyorsak her konuda olduğu gibi, aile kurarken ve düğünümüzde de O'nun koyduğu prensiplere uymamız, yaptıklarımızın bu prensiplere ne kadar uygun olduğunu sorgulamamız gerektiğini,  ancak o zaman sevginin tezahür edeceğini söyledi.  Yüce Peygamber'in Kur'an'dan aldığı ilhamla bir kimsenin anne ve babasına öf bile dememesini emrettiğini söyleyen İşlek, konuşmasını Veysel Karânî örneğiyle tamamladı.

 

Program Melikgazi İlçe Müftülüğü Bayanlar Korosu'nun okuduğu Hüzzam ilahi ve kasidelerle devam etti.

Âmine Hatun Kur'an Kursu öğrencilerinin sergilediği “Cahiliye Döneminde Kız Çocuğu Olmak” adlı piyes izleyenleri gözyaşlarına boğdu.

Yüce Allah buyuruyor ki:“Ne var ki onlardan birine bir kız çocuğu olduğu müjdelense, suratı kapkara kesilir, içini öfkeyle karışık bir hüzün kaplar, o müjdelenen şeyin kendisinde oluşturduğu kötümser duygulardan dolayı, toplumdan kaçıp köşe bucak saklanacak delik arar. Şimdi onu zillete katlanma pahasına tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Görüyorsunuz değil mi? Ne kötü akıl yürütüyorlar.”(Nahl, 58–59          

“Yoksa Allah yarattıklarından kız olanları kendisine ayırdı da erkekleri size mi bıraktı. Ama onlardan birine Rahman'a layık gördüğü kız çocuğu müjdelenince, suratı kapkara kesilir ve içini öfkeyle karışık bir hüzün kaplar. “Ne! süs püs içinde büyütülmekten başka bir işe yaramayan biri daha mı?”  (Der) ve kendini bir çatışmanın içinde bulur.” ( Zuhruf, 15–17-18)

 

Sen yoktun.

Hz. Abdullah'ın alnındaydı Nurun

Başı eğik gezerdi mazlum

Kuteyle göklerden seni sorardı

Varaka seni arardı semada

Anneler kız çocukların hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler ölüme!

Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler.

 

Sen yoktun Sultanım.

Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,

 Anne yüreğinin çıldırtan sessizliği idi,

Ve yavrusunun ölüme gitmesini seyretmesi idi.

 

 

“Güneş dürüldüğünde, yıldızlar bulandığında, dağlar yürütüldüğünde, kıyılmaz mallar bırakıldığında,  vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler ateşlendiğinde,  ruhlar eşleştirildiğinde,  diri diri gömülen kıza:  “Hangi suçtan öldürüldü?” diye sorulduğunda...”(Tekvir, 1-9)

 Ardından Enbiya Erdağ Kur'an Kursu Öğreticisi Müzzemmile Dede Mevlit’in Veladet bölümünü okudu.

O'nun öğretisinde bir kadının hayatı nasıl değerliyse, eş olarak ta o kadar değerliydi kadın.

 

Rivayet edildiğine göre: Hz. Aişe peygamberimizle yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmediğini merak etmekteydi. Ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdiğini.....

Aişe bu düşüncesini Peygamberimize açmadan edemedi.

           “Ey Allah'ın Resulü beni seviyor musun?”

           “Evet, Ya Aişe tabi seviyorum!”

            Aişe dahasını da merak ediyordu. Acaba nasıl seviyordu?

            Hemen sordu.

                        “Beni nasıl seviyorsun?”

                         Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine:

                         “Kördüğüm gibi.”

Bu cevap Hz. Aişeyi çok sevindirdi. Çünkü kördüğüm açılmazdı. Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti.

Alacağı cevap onu çok mutlu ettiği için, Hz. Aişe kadınca bir ihtiyaçla sık sık sorardı.

                                        “Ey Allah'ın Resulü kördüğüm ne âlemde?”

                                          Peygamberimiz, Aişe'ye memnun eden cevabı verdi her defasında:

                                        “İlk günkü gibi..

 

Eş olarak kördüğüm gibi bir sevgiyle sevilen kadın, anne olunca cennet serildi ayaklarının altına. Rivayet olunuyor ki:  Peygamberimizi emzirmediği halde, çocukken kendisine çok emeği geçtiği için, anne gibi gördüğü ikinci bir hanım vardı.

Hz. Ali'nin annesi, yani amcasının eşi...

Ebu Talib'in eşi Fatıma hanıma ölünceye kadar hürmet etti Peygamberimiz. O sekiz yaşında sonra bu hanımın evine gelmişti.

                    Fatıma Hanım öldüğü zaman “bugün annem öldü” ifadesini kullandı.

                    Kabrinin içine girdi, bir müddet uzandı, gömleğini verdi, kefen için.

                    Bu ilginin nedenini sordular.

“Ebu Talip'ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan kimse yoktur, o benim annemdi. Kendi çocukları aç durur, suratlarını asarlarken, o, önce benim karnımı doyurur, saçımı tarardı. O benim annemdi. Ahirette cennet elbiselerinden giyinmesi için ona gömleğimi kefen olarak verdim. Kabre ısınması, alışması için de oraya kendisiyle birlikte uzandım.” dedi.

 

 

Âmine Hatun Kur'an Kursu Öğreticisi Hatice Sağlam, Bahtiyar Vahapzade'nin, “ANNEM ÖLDÜ MÜ?” isimli şiirini okurken salonda çok duygulu anlar yaşandı.

Annem Öldü Mü?

ne hız ellerini üzdün dünyadan
balanı tek koyup nereye gittin?
nasıl yok oluyormuş bir anda insan
sanki bu dünyada hiç yok imişsin..

güneş gurup etti... oda karardı...
bir anda yok oldun sen hayal gibi.
şimdi düşünürüm senden ne kaldı..
gönlünde hatıran kara hal gibi...

beni boya başa yetirdin anne
bize borçlu bildik her zaman seni
sen beni dünyaya getirdin anne
bense yola saldım dünyadan seni...

sen bana beşikte ninni çalmışsın
bugün ninni çalsam sana ben de mi?
senin şirin şirin ninnilerini
sana gaytarayım cenazende mi?

"uykun şirin olsun" diyerdin bana
"uykun şirin olsun" deyim mi sana
gerek ben başına dönüm dolanım,
beni hayat için hep uyutanım,

söyle ölümçün
nasıl uyutayım seni ben bugün?

bu nasıl dünyadır anlayamam ben,
cilvesi cürbecür, rengi cürbecür
dün öz nefesiyle seni isiden
bugün buza dönüp, taşa dönüptür

bu nasıl dünyadır...
insanoğlunun
hayali göktedir kendi yerdedir...
sağken omuzunda hayatın yükü
ölende ceseti çiyinlerdedir...
bu nice dünyadır bu nice dünya
ölüm hakikat hayatı rüya
derdimin gamımın ortağı sendin
niye yüz çevirdin ya niye benden?...
"derdin bana gelsin" hani diyerdin
niye dert ekledin derdime ya sen

annem, kimse seni darıltmamıştır,
ben seni
ben seni darıltan kadar.
şimdi kime açsam derdimi bir bir
kim benim derdime yanar sen kadar?
evin her yerinde görülür yerin
gözüm ahtarcıdır anne ey anne
"ninem" "hani" diyor küçük azerin
ne cevap verem ana ey ana
bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir
hayat var iken
nefesin ey anam hala evdedir
kendin yer altında taşa dönmüşsün

bugün yedin oldu...
annem yedi gün,
bizimle beraber ağlar odalar
sana
yalnız sana
sana demek için
gönlümde ne kadar bilsen sözüm var...

annem ısmarlandın anne toprağa
bu ölüm sineme çekti dağ benim
sen benim arkamda benzerdin dağa
sanki de arkamdan uçtu dağ benim...

ömrü başa vurdun altmış yaşında
altmışın üstünde durup yaşında
artık senin için durudğu zaman
benim çün dolaşır
gün olur akşam...
vakit geçer sen benden uzaklaşırsın
ben sana gün yakınlaşırım..

 

annem öz ismini kızıma verdi

annem torununu çok istiyerdi

küçük torununu koyup geride

annem tam sakince dünyadan getti.

Kızımın meyilli nazarlarında

annemi görürem annem işte!

Torun ninesine benziyor aynen

büyüyor yüceliyor yılbayıldızım

yeniden büyüyor annem yeniden

annemin özüdür sanki kızım.

hayat kendi garip sırlarından

bize renkli renkli mucizler gösterir

kızımı ismiyle çağırmirem ben

ey anam! diyirem

o daha yeter

o benim annemdir obenim annem!

Ancak bir farkı var bunu yansıtmağın

Bir vakit annem bene can can diyerdi

Şimdi ben anneme can can diyirem

Bir vakit annem beni çok istiyerdi

Şimdi ben annemi çok istiyirem...

 

Anamın duaları üzerimde olmasa

Yıkılır sırtımı verdiğim duvar.

Kopar elime gelir tuttuğum dal

Kapımı çalmaz bahar.

  

Ne şikâyet, ne kin, ne şüphe biraz

Sessizliği yüreğinin niyazındandır...

Elinin bereketi, iffeti, merhameti..

Kıldığı sonsuzluk namazındandır.

 

Zeyne'l Abidin Yatılı Kız Kur'an Kursu öğrencileri tarafından canlandırılan ve Peygamber Efendimiz'in,  Abdullah b. Ömer'den rivayet edilen bir hads-i şerifinin canlandırıldığı “Mağaradaki Üç Arkadaş” piyesi izleyicilerden yoğun ilgi gördü.

İbni Ömer anlatıyor: “Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki:

“Sizden öncekilerden üç kişi yola çıktılar.  Akşam olunca gecelemek için bir mağaraya sığındılar. Dağdan kayan bir taş yuvarlanıp mağaranın ağzını kapadı. Aralarında: “Bizi bu kayadan, salih amellerimizi şefaatçi kılarak Allah’a yapacağımız dualar kurtarabilir!” dediler.

 Bunun üzerine birincisi şöyle dedi:

  “Benim yaşlı bir annem ve babam vardı. Ben onları çok kollar, onlardan önce ne aileme ne de hayvanlarıma hiçbirine yedirip içirmezdim.  Bir gün ormanda odun aramak için uzaklara gittim.  Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu.  Onların içeceği sütü sağdım.  Hala uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım. 

 

Derken şafak söktü. “Ey Allah'ım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsun, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!”

 Taş bir miktar açıldı ama çıkacakları kadar değildi. 

 

 

İkinci şahıs şöyle dedi:  “Ey Allah'ım benim bir amcakızım vardı.  Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kam almak istedim.  Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi, kıtlığa uğradı bana başvurmak zorunda kaldı. Ona bana teslim olması mukabilinde yüz yirmi beş dinar vereceğimi söyledim, kabul etti.  Tam arzuma nail olacağım sırada:

   “Bana gayr-ı meşru olarak sahip olman sana haramdır!”  dedi. Ben de ona dokunmaktan vazgeçtim ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu serbest bıraktım. Ona verdiğim altınları da geri almadım.  Ey Allah'ım eğer bunları senin rızay-ı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar.”

   Kaya biraz daha açıldı, ancak onların çıkabileceği kadar değildi.

Üçüncü şahıs dedi ki:“Ey Allah'ım ben işçiler çalıştırıyordum.  Ücretlerini de derhal veriyordum.  Ancak bir tanesi bir ölçek pirinçten ibaret olan ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını, onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki, çok malı oldu. Derken yıllar sonra çıkageldi ve  “Ey Abdullah bana olan borcunu öde!” dedi. Ben de:  “Bütün bu gördüğün sığır, davar, deve, köleler senindir.  Al bunları götür !” dedim. Adam:  “Ey Abdullah benimle alay etme!”  dedi.  Ben tekrar: “Hepsini al, götür!”  diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. “ Ey Allah’ım eğer bunu senin rızan için yaptıysam bize şu halden kurtuluş nasip et!” dedi.

Kaya tamamen açıldı ve çıkıp yollarına devam ettiler.

 

 

 

Germirli İmam-Hatip Lisesi öğrencilerinden Adem Eb-u Basal, Mehmet Akif Ersoy'un  “Necid Çöllerinden Medine’ye” isimli şiirini okudu.

 

Program İl Müftü Yardımcısı Cansever Dokuz'un yaptığı teşekkür konuşması ve dua ile son buldu.

 

      “Ey Rabbimiz, gerçekten biz:  “Rabbinize iman edin”diye, imana çağıran bir davetçiyi işittik ve derhal iman ettik. Ey Rabbimiz,  günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizleri, Sana ermiş kullarınla birlikte yanına al. Ey Rabbimiz, peygamberinle bize va'd ettiklerini ver.  Kıyamet gününde yüzümüzü kara çıkarma! Şüphesiz Sen, sözünden caymazsın!”

 

Program sonunda görüşleri sorulan izleyiciler; fazla ara vermeden, ağırlıklı olarak aile eş ve çocuk eğitimi konularının işlendiği yeni programların hazırlanmasını isterken, programların çok daha büyük salonlarda yapılarak geniş kitlelerin katılımının sağlanmasını talep ettiler.

 

 

 

Bu haber 667 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Haberler

PAKİSTAN'A YARDIM

PAKİSTAN'A YARDIM Pakistan'da 2 Ağustos 2010 tarihinde başlayan ve günlerce devam eden sellerden 20 Milyon civarında Pakistan vat...

AÇIKTAN ATAMA

AÇIKTAN ATAMA 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 6002 sayılı kanunla değişik 10 uncu madd...

Müftümüz

Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 1 Yeni Sayfa 2 Yeni Sayfa 1

 

Ramazan Bayramı

Aile İrşad Burosu

Yeni Sayfa 1

Hac ve Umre Hizmetleri

HATM-İ ŞERİF

Yeni Sayfa 1 Yeni Sayfa 1

*****

Sesli ve Görüntülü

KUR'AN

Kayseri İl Müftülüğü
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapy: Kayseri Yl Müftülü?ü